Üvey Kızını Orospu Gibi Sert Sikiyor
Mutfakta lavabonun başında duran üvey kızı Raylin, üzerindekinden başka hiçbir şey giymemişti; bol, eski bir bornoz sırtına geçirilmiş, altında iç çamaşırı bile yoktu, ayakları çıplaktı ve yerdeki serin fayanslara basıyordu. Mezuniyetten beri günler geçip gidiyordu ama Raylin hâlâ ne üniversiteye başvurmuş ne de iş aramıştı; evde tembel tembel dolaşıyor, günlerini uyuyarak, telefonla vakit geçirerek harcıyordu. Evin içinde çıplak ayakla, yarı çıplak halde gezinmekten rahatsız olmuyordu artık; bu onun rahatlık alanı haline gelmişti. Üvey babası iş elbisesini giymiş, kravatını düzeltmiş halde mutfağa girdiğinde, Raylin’i o halde görünce içindeki sabır taşı iyice çatladı. Yine aynı şey: başka bir gün daha boşa gitmiş, kız hâlâ sorumluluk almıyordu.Üvey baba, Raylin’in arkasından yaklaştı; ellerini aniden beline doladı, sonra yukarı kaydırıp göğüslerini avuçladı. Raylin irkildi, nefesi kesildi ama kaçmaya fırsat bulamadan üvey babası onu kendine çevirdi ve dudaklarına yapıştı; sert, açgözlü bir öpücükle. Raylin şok içinde kaldı, gözleri faltaşı gibi açıldı. “Ne yapıyorsun sen?!” diye bağırmaya çalıştı ama sesi boğuk çıktı. Üvey babası onu yemek masasına doğru sürükledi, eğip masanın üzerine yatırdı; yüzü masaya yapıştı, bornoz sırtında sıyrıldı. Adam pantolonunun fermuarını indirdi, sertleşmiş erkekliğini çıkardı ve Raylin’in kalçalarına dayadı. “Artık büyümenin vakti geldi,” diye fısıldadı kulağına, sesi kararlı ve tehditkârdı. Raylin debelendi, kaçmaya çalıştı ama adam onu sıkıca tutuyordu. Bornozu tamamen sıyırıp attı; Raylin’in çıplak bedeni masanın soğuk yüzeyinde titriyordu. Adam içine girdi; sert, acımasız darbelerle. Raylin’in inlemeleri karışık bir hal aldı; korku, şaşkınlık ve istemeden yükselen bir heyecan. Adam elini ağzına kapattı, sesini bastırdı; ritmi hızlandırdı, sonunda derinlere boşaldı. Raylin masaya yığıldı, nefes nefese, gözyaşları yanaklarından süzülürken üvey babası pantolonunu çekti ve hiçbir şey olmamış gibi mutfaktan çıktı. Raylin orada kaldı, çıplak, sarsılmış halde; o gün öğrendiği ders, aklından hiç çıkmayacaktı.İkinci sahne mutfakta başladı yine. Raylin kendine bir içki hazırlıyordu; bardaklara buz attı, alkolü döktü. Arkasını döndüğü anda üvey babası sessizce yaklaştı ve içkiye bir şey kattı; küçük bir hap, fark edilmeden eridi. Raylin içti, bir yudumda bitirdi. Kısa süre sonra başı dönmeye başladı, göz kapakları ağırlaştı. “Çok yorgunum birden,” diye mırıldandı ve yatak odasına doğru yalpalayarak gitti. Yatağa uzandı, hâlâ tamamen giyinik halde; üstü başı düzgün, uyuyakaldı. Birkaç dakika sonra üvey babası kapıyı açtı, içeri girdi. Raylin’i öyle görünce gülümsedi; yavaşça yanına yaklaştı, üstünü çıkarmaya başladı. Bluzunu sıyırdı, eteğini indirdi, iç çamaşırını kenara çekti. Elleri Raylin’in bedeninde gezindi; göğüslerini okşadı, kalçalarını sıktı. Kendi pantolonunu indirdi, sertleşmiş erkekliğini eline aldı ve Raylin’in dudaklarına sürtmeye başladı. Tam o sırada Raylin gözlerini araladı, uyanıyordu. Şaşkınlıkla baktı ama vücudu hâlâ ağırdı, kalkamıyordu. Üvey babası eğildi, göğüslerini emmeye başladı; meme uçlarını ısırdı, diliyle daireler çizdi. Sonra penisini Raylin’in yüzüne sürdü; yanaklarında, dudaklarında, burnunda gezdirerek. Kirli sözler dökülüyordu ağzından: “Al şunu, al sikimi amına. Hoşuna gidiyor değil mi Raylin? Seni orospu seni. Dar amcığına bayılıyorsun benim sikime, değil mi?” Raylin inledi, başını çevirmeye çalıştı ama adam saçlarından tutup sabitledi; yüzüne boşaldı, sıcak sıvı yanaklarından çenesine aktı. Raylin orada yattı, uyuşturulmuş halde, utanç ve karışık duygular içinde.Üçüncü sahne salonda geçti. Raylin koltukta oturuyordu; kısa bir etek, dar bir üst giymişti. Üvey babası üzerine çıktı, ağırlığıyla bastırdı. Raylin rahatsızdı, kıpırdandı: “Neden yapıyorsun bunu? Lütfen dur…” diye yalvardı, sesi titrek. Üvey babası güldü: “Al şunu, al. Kasabadaki her herifle yatıyorsun, neden bana da vermeyesin o amcığını?” dedi alaycı bir tonda. Elleri Raylin’in bluzuna gitti, düğmeleri kopararcasına açtı; göğüsleri dışarı fırladı. Eteğini sıyırdı, iç çamaşırını yırtarcasına çekip attı. Kotunun fermuarını indirdi, içine girdi; sert, hızlı darbelerle. Raylin’in inlemeleri yükseldi, elleri adamın sırtına yapıştı istemeden. Adam ritmi artırdı, sonunda çekildi ve Raylin’in ağzına boşaldı; sıcaklık boğazına doldu. Raylin öksürdü, yutkundu; gözleri yaşlıydı ama vücudu hâlâ titriyordu.Ev artık eskisi gibi değildi. Raylin’in tembelliği, üvey babasının sabrının taşmasıyla bambaşka bir ilişkiye dönüşmüştü. Her oda, her an artık gizli bir gerilimle doluydu. Raylin günlerini korku ve tuhaf bir beklentiyle geçiriyordu; üvey babası ise kontrolün tadını çıkarmıştı. Bu yasak bağ, evin sessiz koridorlarında, mutfakta, salonda, yatak odasında devam ediyordu. Raylin belki bir gün kaçmayı düşünecekti ama o an, o evde, o adamın ellerinde, bedeninin tepkileri onu ele veriyordu. Dersler bitmemişti; her seferinde daha derin, daha sert, daha unutulmaz oluyordu. Evin duvarları bu sırları saklıyordu; dışarıdan bakan biri için sıradan bir aile evi gibi görünse de, içeride bambaşka bir gerçeklik hüküm sürüyordu. Raylin’in gözlerinde artık o eski tembellik yoktu; yerine karışık duygular, utanç, arzu ve korku yerleşmişti. Ve üvey babası, her bakışında, her dokunuşunda bunu görüyordu – Raylin artık onun muydu, yoksa bu oyun ikisini de mi değiştirmişti?