Tatlı Küçük Yalanlar Full Porno
Lana (Lola Bellucci), küçük bir kasabanın en gözde kafelerinden birinin genç ve hırslı yöneticisidir. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte tezgâhın arkasına geçer; elleri kahve makinesinin düğmelerinde dans ederken, burnuna yayılan taze çekilmiş çekirdeklerin kokusuyla güne başlar. Onun için kahve sadece bir içecek değil, bir sanat eseridir: Müşterilerin damak zevkine göre ayarlanmış krema oranı, tam kıvamında köpük, hafif vanilya dokunuşu… Her fincan, sadık müşterilerinin yüzünde beliren o minik gülümsemeyi görmek için özenle hazırlanır. Kafenin en köşedeki masasında oturan yaşlı yazar, her sabah aynı saatte gelen çift, aceleci iş insanları… Hepsi Lana’nın dünyasının bir parçasıdır.Ancak Lana’nın asıl tutkusu kahve makinesinin ötesindedir. O, bir yazar olma hayaliyle yanıp tutuşan bir ruhtur. Boş vakitlerinde arka depoda, kutuların arasında sakladığı defterine eğilir ve erotik bir roman yazmaya çalışır. Sayfalar dolmaya başlar ama bir türlü ilerlemez; cümleler yarım kalır, karakterler derinlik kazanmaz. Hiçbir yayınevi, bu genç baristanın elinden çıkan metinlere güvenip basmayı düşünmez. “Deneyimsiz” derler, “fazla cesur” derler, “piyasa için riskli” derler. Lana ise pes etmez; ilhamı dışarıdan, günlük hayattan toplar.Her sabah kapı zili çaldığında, Lana’nın kalbi biraz daha hızlı atar. Teslimatçı James Duval gelir. Uzun boylu, geniş omuzlu, her zaman hafifçe terlemiş gömleğiyle kapıda beliren bu adam, Lana’nın en büyük ilham kaynaklarından biridir. James paketleri indirirken kaslı kolları gerilir, gülümseyerek “Günaydın Lana, bugün de aynı kahve mi?” diye sorar. Lana ise tezgâhın arkasından onu süzerek cevap verir: “Tabii ki, senin için özel hazırlandı.” O anlarda zihni hızla çalışmaya başlar. James’in hayatını hayal eder: Sabah erkenden kalkıp kamyonunu dolduran, yollarda geçen saatler, belki yalnız bir evde bekleyen biri ya da kimsesiz geceler… Lana, bu detayları romanına taşımak ister. James’i başkahramana dönüştürür; belki bir sevgili, belki gizemli bir yabancı, belki de yasak bir arzu nesnesi olarak.Müşteriler de aynı şekilde Lana’nın hikâyelerine sızar. Sabahları latte isteyen yakışıklı avukat, öğlenleri cappuccino içip telefonla bağıran iş kadını, köşede sessizce oturan gizemli ressam… Her biri, Lana’nın erotik dünyasında başka bir role bürünür. Bazen tezgâhın arkasında kahve yaparken, bazen arka odada kutuları dizerken, zihninde sahneler canlanır: Bir müşteriyle göz göze gelmek, parmakların fincan üzerinden hafifçe değmesi, arka depoda yalnız kaldıklarında başlayan fısıltılı bir konuşma… Bu hayaller, romanının ateşleyici gücüdür. Ama aynı zamanda en büyük engelidir; çünkü gerçek hayatta hiçbir şey o kadar cesur, o kadar tutkulu ilerlemez.Lana’nın günleri böyle geçer: Ön tarafta profesyonel bir gülümseme, arkada ise bastırılmış arzular ve yarım kalmış cümleler. James her sabah geldiğinde, Lana’nın kalemi biraz daha hızlı akar. Belki bir gün cesaretini toplayıp ona gerçek duygularını söyler, belki de o duyguları sadece kâğıda dökmekle yetinir. Kafenin loş ışıkları altında, kahve kokusuyla karışan hayaller, Lana’nın iç dünyasını besler. O, hem en iyi kahveyi yapan kadın hem de kimsenin bilmediği en ateşli hikâyelerin yazarıdır. Henüz yayımlanmamış bir romanın sayfalarında, gerçek hayatla fantezi arasındaki ince çizgide dans eder durur. Belki bir gün o roman tamamlanır ve Lana’nın adı, sadece tezgâhın arkasında değil, kitap raflarında da yankılanır. O güne kadar ise her fincan kahve, her bakış, her teslimat anı, onun gizli mürekkebidir.
Yorumlar kapatıldı.
