Fırtınada Mahsur Kalıp Annemle İlişkiye Girdik
Şiddetli bir fırtına kasabayı kasıp kavururken elektrik kesintisi bütün bölgeyi karanlığa boğmuştu. Kyle’ın babası şehir dışında olduğu için evde sadece o ve yeni üvey annesi Penny kalmıştı. İkinci gecedir kesintisiz süren bu karanlık ve buz gibi soğuk, evi adeta bir buzhaneye çevirmişti. İkisi de kalın battaniyelere sarınmış, salondaki koltukta birbirlerine sokulmuş halde oturuyorlardı. Mumların titrek ışığı odanın köşelerini zar zor aydınlatırken, Penny iç çekerek mırıldandı: “Bu tam bir kıyamet gibi değil mi?” Kyle gülümsemeye çalıştı ama soğuktan dişleri birbirine vuruyordu. Yine de ortamı biraz olsun yumuşatmak için üvey annesine dönüp kekelercesine bir “üvey anne esprisi” patlattı. Espri hem masum hem de hafifçe cinsel bir ima taşıyordu; o kadar kötüydü ki Penny kahkahasını tutamadı. “En azından bir saniyeliğine üşüdüğümü unutturdun,” dedi gözleri parlayarak.Soğuk artık dayanılmaz hale gelmişti. Kyle, klasik hayatta kalma bilgisini hatırlayarak öneride bulundu: “Belki… ten tene temas ederek birbirimizi ısıtabiliriz. Vücut ısımızı paylaşmak en etkili yol diyorlar.” Penny önce tereddüt etti, kaşlarını kaldırıp ona baktı. Ama titreyen elleriyle battaniyeyi daha sıkı sardıktan sonra başını salladı. “Tamam… denemeye değer. Zaten başka çaremiz yok. Ama sakın yanlış anlamalara yol açacak bir şey yapma, anlaştık mı?” diyerek ayağa kalktı. Üzerindeki kalın kazakları, eşofmanları yavaşça çıkardı; önce üstünü, sonra altını. Kyle da aynı şekilde soyundu. İkisi de sadece iç çamaşırlarıyla kalmıştı. Soğuk hava tenlerine çarpınca ikisi de bir an irkildi ama hemen yatağa girip kalın yorganın altına girdiler. Yorganı başlarına kadar çektiler; karanlıkta birbirlerinin nefeslerini, kalp atışlarını hissedebiliyorlardı.Başta sadece pratik bir ısınma yöntemi gibi görünüyordu. Vücutları birbirine değdikçe gerçekten de sıcaklık yayılmaya başladı. Penny hafifçe kıpırdandı, “Baban bizi böyle görse ne derdi acaba?” diye fısıldadı. Sesi hem endişeli hem de tuhaf bir heyecan taşıyordu. Kyle cevap vermedi, sadece daha da yaklaştı. Penny şakayla karışık devam etti: “Biraz daha yaklaşırsan içime gireceksin, haberin olsun.” Bu sözler havada asılı kaldı. İkisi de aynı anda sustu. Sonra sessizliği Kyle bozdu. Geçmişe, Kyle’ın doğum gününde yaptıkları kamp gezisine döndüler. O zamanlar Kyle, Penny’yi gizlice sevgilisi gibi hayal etmişti. Şimdi ise elini usulca yorganın altına uzattı ve Penny’nin çıplak kalçasına dokundu. Parmakları yumuşak teninde gezindi. “O zamanlar sana dokunacak cesaretim yoktu,” diye fısıldadı kulağına. Penny’nin nefesi hızlandı ama geri çekilmedi.Kyle dudaklarını Penny’nin sırtına değdirdi; önce küçük öpücükler, sonra daha uzun, daha ıslak temaslar. Eli aşağı kayarken kendi sertliğini çıkardı ve yavaşça kendini okşamaya başladı – sadece birkaç santim ötede, Penny’nin kalçasına sürtünerek. Penny daha fazla dayanamadı. Aniden döndü, üzerine çıktı. Elini Kyle’ın penisinin etrafına sardı ve ritmik hareketlerle sıvazlamaya başladı. Dudakları buluştu; önce yumuşak, sonra açlıkla dolu öpücükler. “Bak, nasıl da ısınıyoruz,” diye mırıldandı Kyle nefes nefese. Penny eğildi, dudaklarını ucundan başlayarak yavaşça aşağı indirdi. Bütün uzunluğunu ağzına aldı, boğazına kadar. Sonra sütyenini çıkardı; göğüsleri özgür kaldı. Kyle hemen eğildi, meme uçlarını açlıkla emmeye başladı. Penny inledi: “Bunu yapmamalıyız… sertliğini içimde hissediyorum.” Ama sözleri eylemleriyle çelişiyordu.Durmadı. Aksine kalçalarını oynatarak uyluklarını Kyle’ın penisinin etrafına sardı, sürtündü. Sonra iç çamaşırını sıyırıp attı. Tekrar eğildi, ağzıyla onu şımartmaya devam etti. Kyle’ın dudaklarından dökülen kelimeler onu daha da ateşledi: “Teşekkür ederim… anneciğim.” Penny bu sözle birlikte adeta coştu. Penisini elleriyle, ağzıyla, diliyle taparcasına okşadı. Sonra aşağı indi, testislerini tek tek ağzına aldı, neredeyse yutacak gibi emdi. Kyle artık kontrolünü tamamen kaybetmişti. Penny’yi sırtüstü çevirdi, bacaklarını ayırdı ve başını aşağı indirdi. Diliyle ıslak, sıcak vajinasını keşfetmeye başladı; yavaşça, sonra daha açgözlüce yaladı, emdi, içine daldı. Penny’nin eli saçlarına dolandı, inlemeleri odayı doldurdu. “Sen ne kadar da yaramaz, pis bir oğlansın,” diye fısıldadı nefesi kesik kesik.Soğuk artık unutulmuştu. Fırtına dışarıda ulurken, içeride bambaşka bir ateş yanıyordu. Yasak, günah, yanlış – bütün bu kelimeler zihinlerinde dönüp duruyordu ama bedenleri bunları umursamıyordu. Her dokunuş, her öpücük, her inleme onları daha derin bir bağa, daha tehlikeli bir yakınlığa sürüklüyordu. Penny’nin elleri Kyle’ın sırtında geziniyor, tırnakları tenine batıyordu. Kyle’ın dili durmaksızın çalışıyordu; tadını, kokusunu, ıslaklığını içine çekiyordu. İkisi de artık sadece üvey anne ile üvey oğul değildi; karanlığın, soğuğun ve yalnızlığın içinde birbirine muhtaç iki aşık, iki günahkâr ruhtu. Fırtına dinerken bile bu ateş sönmeyecek gibi görünüyordu; çünkü bir kez başlayan bu yakınlık, geri dönüşü olmayan bir yola girmişti. Mumlar birer birer sönerken onlar hâlâ birbirlerine sarılmış, ten tene, nefes nefese, sınırları tamamen yok etmiş halde yatıyorlardı. Dışarıdaki dünya karanlık ve soğuktu; ama içeride, yorganın altında, bambaşka bir dünya doğmuştu – sıcak, yasak ve durdurulamaz.