Ekleyen Kanal: Starlar:

Azgın Üvey Annem Kafayı Bana Taktı Türkçe Altyazılı Porno
Üvey annesiyle aynı evde geçirdiği son bir yılın her anı, onun için hem tanıdık hem de tehlikeli bir çekim alanı haline gelmişti. Spor salonundan eve döndüğünde ter içinde, kasları şişmiş ve yorgun ama gururlu bir halde kapıdan içeri girdiğinde, onu ilk karşılayan hep aynı ses olurdu: yumuşak, okşayıcı, biraz fazla samimi bir tınıyla “Hey sevgilim, spor nasıldı?” diye başlayan o cümle. O “sevgilim” kelimesi her defasında içinde tuhaf bir titreşim yaratırdı; annelikle flört arasında ince bir çizgide dans eden, yasak ama karşı konulmaz bir sıcaklık taşırdı. “İyiymişsin tatlım, bakıyorum da harika bir forma girmişsin,” derdi kadın, gözleri onun geniş omuzlarında, kollarının belirgin damarlarında gezintiye çıkarken. Dudaklarında hafif bir gülümseme, bakışlarında ise bastırılmış bir hayranlık olurdu. “Bu kadar disiplinli olman… Gerçekten inanılmaz. Annen olarak seninle çok gurur duyuyorum, biliyor musun? Güçlü, kararlı, yakışıklı bir delikanlı oldun.” Kelimeler masum görünse de tonu, o “annen olarak” vurgusunun hemen ardından gelen hafif iç çekişi, havayı birden değiştirirdi.O akşam da farklı değildi. Duştan yeni çıkmış, havlu belinde, saçlarından hâlâ damlalar süzülürken salona geçtiğinde onu kanepede otururken buldu. Üzerinde ince, ipek bir sabahlık; bacakları hafif aralanmış, bir elinde telefon, diğer eliyle saçlarını geriye atarken. Göz göze geldiklerinde zaman bir anlığına durdu. “Gel buraya yakışıklım,” dedi usulca, sesi neredeyse fısıltıya dönmüştü. “Bütün gün kendini yordun, kasların taş gibi olmuş. Bence hak ettiğin bir şey var.” Duraksadı, sonra ekledi: “Sana güzel bir masaj yapayım mı?” Cümle havada asılı kaldı, masum bir teklif gibi dursa da ikisi de altında yatan şeyi biliyordu. O kelime –masaj– son aylarda aralarında sessiz bir kod haline gelmişti. İlk başta gerçekten sadece sırt ağrısına iyi gelsin diye başlamıştı; ama zamanla ellerin dolaştığı yerler değişmiş, dokunuşlar uzamış, nefesler sıklaşmıştı.Yavaşça yanına oturduğunda kalbi göğsünde deli gibi çarpıyordu. Kadın elini onun omzuna koydu, parmakları önce nazikçe gezindi, sonra daha kararlı bir şekilde bastırdı. “Rahatla sevgilim, bırak kendini bana,” diye mırıldandı kulağına eğilerek. Nefesi boynuna değdiğinde tüyleri diken diken oldu. Eller sırtında aşağı doğru kayarken sabahlığın kumaşı hafifçe açıldı, teninin sıcaklığı avuçlarına doldu. “Bak ne kadar sertleşmiş burası… Ne kadar güçlü olmuşsun,” dedi hayranlıkla, sesinde hem anne şefkati hem de bambaşka bir açlık vardı. Parmakları omuzlardan bele, oradan kalçalara doğru indiğinde artık masajdan çok daha fazlasıydı olan biten. Oğlan gözlerini kapattı, teslimiyetle iç çekti. Yasak olduğunu biliyordu; toplumun, ahlakın, hatta kendi vicdanının çizdiği kırmızı çizgileri çok net görüyordu. Ama o çizgilerin ötesinde, bu kadının kokusu, teninin yumuşaklığı, sesindeki o tatlı otorite vardı. “Mommy’s proud of her big strong boy,” diye fısıldadı kadın İngilizce, kelimeleri özellikle vurgulayarak, sanki bu yabancı dil onları daha az suçlu kılacakmış gibi. Sonra Türkçe devam etti: “Annen seni böyle görmekten çok mutlu, biliyor musun? Hep böyle güçlü, böyle güzel ol.”Eller daha da cesurlaştı, sınırlar eridi. Oğlanın nefesi düzensizleşti, kasları istemsizce gerildi. Kadın gülümsedi, zafer kazanmış gibi. “Şşş… bırak kendine iyi bakayım. Sen sadece hak ettiğini al, tatlım.” O an ikisi de biliyordu ki bu masaj çoktan başka bir şeye dönüşmüştü; şefkatle arzu, annelikle yasak bir tutku arasında gidip gelen, durdurulamaz bir akıntıya. Ev sessizdi, sadece nefes sesleri ve ara sıra dökülen hafif inlemeler vardı. Dışarıda dünya ne kadar normal, ne kadar kurallıysa, içeride o kurallar birer birer yıkılıyordu. Ve o yıkıntıların arasında, üvey anne ile üvey oğul, birbirlerine daha önce hiç olmadıkları kadar yakın, bir o kadar da tehlikeli bir bağla sarılmış haldeydiler. Bu, aşk mıydı, tutku mu, yoksa sadece bastırılmış arzuların bir patlaması mı; belki hiçbirisi tam olarak bilemezdi. Ama o akşam, o kanepede, sadece birbirlerinin varlığına teslim oldular; kelimeler bittiğinde geriye yalnızca tenlerin konuşması kaldı.

Yanıt bırakın

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir

*