Üvey Annemle Aramızdaki Anlaşma Türkçe Altyazılı Porno
Üvey annemle aramızdaki o gergin anlaşma, her şeyin masum bir tesadüfle başladığını iddia etmekle kolayca örtbas edilemeyecek kadar karmaşık ve tehlikeli bir hal almıştı. O akşam babam işteyken eve erken döndüğümde, salondaki koltukta telefonla konuşurken yakaladım onu. Ses tonu alıştığımdan çok farklıydı; yumuşak, cilveli, neredeyse fısıldar gibi. “Evet, yarın aynı saatte… Seni özledim bile,” diyordu. Kulaklarım yanıldığını sanmak istedim ama hayır, kelimeler netti. Kalbim göğsümde çarparken bir an donup kaldım, sonra dayanamadım ve “Kim o?” diye sordum sertçe.Başını çevirip bana baktığında gözlerinde önce şaşkınlık, ardından panik belirdi. Telefonu hızla kapattı, ayağa kalktı ve o klasik savunma mekanizmasını devreye soktu. “Bu seni ilgilendirmez,” dedi hemen, sesini yükselterek. “Sadece bir arkadaşla konuşuyordum, o kadar.” Ama ben geri adım atmadım. “Arkadaş mı? Öyle mi konuşulur arkadaşla? Babamın haberi var mı bundan?” diye üsteledim. Yüzü kızardı, elleri titriyordu ama yine de rolünü oynamaya devam etti. “Bana böyle hitap etme. Ben senin üvey annenim, saygı göstereceksin. Ne biçim konuşuyorsun sen böyle? Hasta mısın yoksa?”O an içimde biriken öfke kabardı. Yıllardır babamın mutluluğunu bozmamak için susmuş, onun bu kadına gösterdiği güveni kıskanmış ama sesimi çıkarmamıştım. Şimdi ise her şey ortadaydı. “Hasta olan sensin herhalde,” dedim alaycı bir gülümsemeyle. “Babamı aldatıyorsun ve hâlâ utanmadan yalan söylüyorsun.” Gözleri faltaşı gibi açıldı, bir adım geri attı. “Ne saçmalıyorsun sen? Kulakların mı yanlış duydu yoksa kafan mı güzel? Ben babanı asla aldatmam, nasıl düşünürsün böyle bir şeyi?”Sözleri o kadar yapmacıktı ki gülmemek için kendimi zor tuttum. “Misheard mı dedin? Yani yanlış mı duydum? ‘Seni özledim’ kısmını mı yanlış anladım yoksa?” diye sordum alay ederek. O ise panik içinde etrafa bakınıyor, bir çıkış yolu arıyordu. “Bak, yanlış anladın gerçekten. O sadece… eski bir arkadaş. Duygusal bir an yaşadık, hepsi bu. Ama aldatmak mı? Asla! Baban her şeyim, onu incitecek bir şey yapmam.” Yalanları o kadar hızlı sıralıyordu ki nefes almakta zorlanıyordu neredeyse.Odadaki hava ağırlaşmıştı. Sessizlik uzadıkça o da kendini toparlamaya çalıştı. “Bak, eğer bunu babana söylersen her şeyi mahvedersin. Ailemizi yıkarsın. Sen de istemezsin bunu, değil mi? Aramızda kalır, söz veriyorum bir daha olmaz.” İşte o cümleyle pazarlık masasına oturmuştu aslında. Tehdit miydi, yalvarış mıydı belli değildi ama gözlerindeki korku her şeyi anlatıyordu. Ben ise kararsızdım. Babamı korumak istiyordum ama aynı zamanda bu kadının hayatını da mahvetmek istemiyordum. Ya da belki istiyordum, bilmiyordum.Günler geçti, o konuşmadan sonra evdeki hava buz gibiydi. Bana karşı aşırı nazik davranmaya başladı; kahvaltımı hazırlıyor, odamı topluyor, hatta harçlık bile vermeye kalkıştı. “Bak, biz anlaşabiliriz,” diyordu fısıltıyla. “Sen susarsan, ben de sana karşı iyi olurum. Kimse zarar görmez.” Bu bir anlaşmaydı aslında; sus payı. Ben sustukça o rahat nefes alacak, babam ise hiçbir şeyden habersiz mutlu olmaya devam edecekti. Ama içimde bir yerlerde vicdanım rahat değildi. Her gülümsemesinde, her “günaydın” dediğinde aklıma o telefon konuşması geliyor, midem bulanıyordu.Yine de susuyordum. Çünkü babamın gözlerindeki mutluluğu görmek, onun bu sahte aile tablosuna inandığını bilmek bana garip bir şekilde acı veriyordu. Üvey annemle aramızdaki bu sessiz anlaşma, gün geçtikçe daha da derinleşti. O bana sırlarını emanet etmiş gibi davranıyor, ben ise her an patlamaya hazır bir bomba gibi dolaşıyordum evde. Ne zaman söyleyeceğimi, nasıl söyleyeceğimi bilmiyordum. Belki hiç söylemeyecektim. Belki de bir gün patlayacaktım ve her şey dağılacaktı.Şu an hâlâ aynı evde yaşıyoruz. O hâlâ “arkadaşlarıyla” görüşüyor, ben hâlâ biliyorum ama susuyorum. Aramızdaki bu karanlık sır, bizi garip bir şekilde birbirimize bağladı. Üvey anne-üvey oğul ilişkisi, dışarıdan bakıldığında kusursuz görünüyor belki. Ama içeride, her bakışta, her kelimede o telefon konuşmasının yankısı var. Ve ben hâlâ düşünüyorum: Acaba susmak mı daha büyük ihanet, yoksa söylemek mi?