Deri Etekli Üvey Kardeşimin Bal Kutusunu Siktim
Evde yalnız kalmak artık başlı başına bir tehlike haline gelmişti.Annem ve üvey babam her cuma akşamı bir iş yemeğine ya da arkadaşlarının çiftliğine gider, sabaha karşı dönerlerdi. Bu da demek oluyordu ki evde sadece ben ve o kalıyorduk: Ece.Ece, üvey babamın bir önceki evliliğinden olan kızı. Benden iki yaş büyük, 23’ünde. Uzun siyah saçları, keskin çene hattı, hafif çekik gözleri ve… o lanet olası kalçaları. Spor salonunda squat yaparken bile diğer kızların iki katı çıkıntı yapan o yuvarlak, sıkı kalçalar. Ve son üç aydır evin içinde dolaşırken giydiği şey: deri mini etek.Siyah, parlak, tam kalçanın hemen altında biten, yürüdükçe hafifçe yukarı kayan, oturduğunda iki santim daha sıyrılan o deri etek. Altında genelde ince tanga. Bazen de hiç bir şey yokmuş gibi yapıyordu ama ben biliyordum. O kumaşın altında hiçbir şey olmadığını hissedebiliyordum gözlerimle.O cuma da aynıydı.Saat 20:30 civarı annemler çıktı. “Açık ateş yakmayın, kapıları kilitleyin, bir şey olursa arayın” klasik konuşması. Kapı kapandı, Mercedes’in motor sesi uzaklaştı.Salonda tek koltuğa yayılmıştım, telefon elimde kaydırıyordum ki mutfaktan topuk sesleri geldi. Ece içeri girdi. Üzerinde yine o etek. Bu sefer üstünde dar, siyah crop bir body. Göğüslerinin yarısı dışarıda gibi duruyordu. Saçları dağınık topuz yapılmış, birkaç tutam yanağının kenarına düşmüştü.“Bira içcen mi?” diye sordu, sesi her zamanki gibi biraz alaycı.“Olur,” dedim. Gözlerimi telefondan kaldırmamaya çalışıyordum ama başaramıyordum.Buzdolabını açtı, eğildi. Etek yukarı sıyrıldı. Siyah dantelli tanga ipi kalçalarının arasında kaybolmuştu. Bir an kalakaldım. O da fark etti tabii. Dönüp omzunun üzerinden baktı.“Gözün kaldı yine,” dedi gülerek. “Hep aynı yerdesin.”“Sen de hep aynı pozu veriyorsun,” diye karşılık verdim. İlk defa bu kadar açık cevap vermiştim.Güldü. İki bira alıp yanıma geldi, koltuğun kolçağına değil, direkt kucağıma oturdu. Hafifçe yana kaydım ama o hiç umursamadı. Bacaklarını iki yana açıp tam üstüme yerleşti. Deri eteğin soğuk dokusu kot pantolonumun üstünden bile hissediliyordu.“Bira içeceksen önce şunu iç,” dedi ve dudaklarını boynuma yapıştırdı.Şok oldum. Bir saniye donup kaldım. Sonra içgüdü devreye girdi. Elim beline gitti, diğer elim kalçasına. Sıkıca kavradım. Deri kumaşın altında sıcak, dolgun et. İnledi. Hafifçe.“Ne zamandır istiyorsun bunu?” diye fısıldadı kulağıma.“Sen taşındığından beri,” dedim dürüstçe.“O zaman niye bir şey yapmadın aptal?”“Çünkü sen ablasın.”Güldü yine. “Üvey ablayım. Ve şu an senin kucağında oturuyorum. Hâlâ bir şey yapmıyorsun.”Elimi eteğin altına soktum. Parmaklarım tanganın ipine değdi. Islak olduğunu hissettim. Hem de çok ıslak. İki parmağımı kaydırdım, klitorisine bastırdım. İnledi, başını geriye attı.“Durma,” dedi nefes nefese.Kalktım, onu kucağıma aldım. Yatak odama götürdüm. Kapıyı tekmeleyerek kapattım. Yatağa sırtüstü yatırdım. Eteği yukarı sıyırdım. Tangayı yana çektim. Karşımda pürüzsüz, pembemsi, ıslak bir am. Tıraşlı, dudakları hafif şişmiş, girişi parlıyordu.Diz çöktüm. Dilimi uzattım. İlk dokunuşta kalçaları havaya kalktı. “Ahh siktir…” diye inledi. Dilimi klitorisinde daireler çizerek gezdirdim, sonra aşağı indim, girişine bastırdım. Bal gibi tadı vardı. Tatlı-tuzlu karışımı. Emmeye başladım. İki parmağımı içine soktum. Dar, sıcak, ıslak. Parmaklarımı kıvırdım, G-noktasını buldum. Titremeye başladı.“Geliyorum… geliyoooorummm!”Sıvı fışkırttı. Yüzüm ıslandı. Durmadım. Emmeye devam ettim. İkinci orgazmı daha şiddetli geldi. Bacakları titriyordu, elleriyle saçlarımı tutup kendine bastırıyordu.Sonra doğruldum. Pantolonumu indirdim. Sikim taş gibi olmuştu. Başını amının dudaklarına dayadım. Bir anda ittim. Yarısına kadar girdi. İnledi, tırnaklarını sırtıma geçirdi.“Yavaş… biraz yavaş…”Ama yavaş yapamadım. Bir anda köküne kadar soktum. Çığlık attı. Gözleri faltaşı gibi açıldı. Sonra gülümsedi.“Sik işte… öyle sik…”Hızlandım. Her seferinde kalçalarına vuruyordum. Deri etek hâlâ belinde toplanmış haldeydi. Göğüslerini sıktım, uçlarını ısırdım. İnlemeleri odayı dolduruyordu.“Dön,” dedim.Dört ayak pozisyonuna geçti. Kalçalarını havaya kaldırdı. Arkadan girdim. Bu sefer daha derine. Toplarım klitorisine çarpıyordu. Elimi saçlarına doladım, başını geriye çektim.“Kimsenin bilmeyeceği bir sır olacak bu,” dedim.“Bilmesinler,” diye inledi. “Ama sen her hafta sikmeye devam edeceksin.”Hızlandım. İçinde kasılmalar başladı. Üçüncü orgazmı geliyordu. Ben de sınırdaydım.“İçime boşal… lütfen içime boşal…”O cümle beni bitirdi. Son birkaç darbeyle köküne kadar girdim ve içini doldurdum. Sıcak sıvı akarken o da titreyerek boşaldı. Birlikte yığıldık yatağa.Nefes nefese yatarken elini sikime attı, hâlâ yarı sert olan şeyi okşadı.“Bu deri etek,” dedi gülerek, “bundan sonra sadece senin için giyilecek.”Göz göze geldik.“Anlaştık,” dedim.O gece sabaha kadar dört kere daha seviştik. Her seferinde farklı pozisyonda. Duvara dayadım, banyoda tezgaha oturttum, salonda koltuğun üstünde arkadan vurdum. Her defasında daha aç, daha azgın, daha ıslak.Sabah annemler gelmeden duş aldık. Birbirimize bakıp gülümsedik.Kapı açıldığında salonda televizyon karşısında oturuyorduk. Sanki hiçbir şey olmamış gibi.Ama o deri etek hâlâ yerde, yatak odasının köşesinde duruyordu.Ve ben biliyordum.Bu sadece başlangıçtı.