Ekleyen Kanal: Starlar:

Kırmızı Külotlu Türbanlı Üvey Annem Hamile Kalmak İstiyor

Evde hava her zamankinden daha ağırdı. Babamın son ameliyatından beri doktorlar net konuşmuştu: “Doğal yolla çocuk olması artık mümkün değil.” Babam 55 yaşındaydı, üvey annem Ayşe ise 38. Türbanlı, sessiz, namazını aksatmayan, evin içinde hep başörtüsüyle dolaşan, dışarı çıktığında ise uzun pardösüsüyle zarif bir kadın. Babamla evlendiklerinde ben 18 yaşındaydım, şimdi 22 oldum. Aramızda her zaman saygı dolu bir mesafe vardı. O bana “oğlum” derdi, ben ona “anne” ya da “Ayşe teyze” diye hitap ederdim. Ama son aylarda o mesafe erimeye başlamıştı.Her şey bir akşam yemeğinden sonra başladı. Babam erkenden yattı, ilaçları yüzünden uykusu ağırlaşmıştı. Mutfakta bulaşıkları yıkarken Ayşe’nin gözleri doluydu. “Keşke bir çocuğum olsaydı” diye mırıldandı, sesi titreyerek. “Baban çok istiyor, ben de… ama olmuyor.” Sustum. Ne diyeceğimi bilemedim. Sonra birden gözlerimin içine baktı. “Doktor tüp bebekten bahsetti ama… çok pahalı. Ve babamın yaşı… riskli diyorlar.” Yutkundu. “Başka bir yol var mı sence?”O an anlamamıştım neyi kastettiğini. “Ne gibi?” dedim saf saf. Başını önüne eğdi, türbanının ucunu parmaklarıyla oynattı. “Sen… sağlıklısın. Gençsin. Kan grubu da uyumlu.” Kalbim tekledi. “Ayşe… ne diyorsun sen?” diye fısıldadım. Gözlerini kaldırmadan devam etti: “Baban bilmeyecek. Kimse bilmeyecek. Sadece… bir kere. Hamile kalırsam, herkes babadan sanacak. Çocuk bizim ailemizin olacak.”O gece uyuyamadım. Kafamda bin tane senaryo dönüyordu. Yasak, günah, ahlaksızlık… Ama aynı zamanda onun gözlerindeki o çaresiz özlem, babamın yıllardır taşıdığı o hayal kırıklığı… Sabah kahvaltıda babam işe gittiğinde Ayşe yanıma geldi. Elinde bir bardak çay vardı, ama elleri titriyordu. “Düşündün mü?” diye sordu usulca. “Düşündüm” dedim. “Ama… bu çok yanlış.” “Biliyorum” dedi, sesi kırık. “Ama başka çaremiz yok. Allah affetsin bizi.”İlk temas o akşam oldu. Babam şehir dışında bir toplantı için iki günlüğüne gitmişti. Ev bomboştu. Ayşe odasına geçti, türbanını çıkarmadı ama pardösüsünü, uzun eteğini yavaşça çıkardı. Altında sade bir iç çamaşırı takımı vardı; siyah dantelli, ama abartısız. Göğüsleri dolgun, teni süt gibi beyazdı. Karşımda diz çöktü. “Bana yardım et” diye fısıldadı. “Nasıl başlayacağımı bilmiyorum.”Elimi tuttuğu anda içimde bir ateş yandı. Yavaşça öptüm boynunu, türbanının altından taşan saç tellerine dokundum. İnledi, ama sesini bastırdı. “Yavaş… lütfen.” Göğüslerini avuçladım, meme uçları sertleşmişti. Ağzıma aldığımda titredi, eli sırtımda gezindi. Sonra beni yatağa yatırdı, üstüme çıktı. “Sadece… içime boşalman lazım” dedi, sesi hem utangaç hem kararlı. “Başka bir şey istemiyorum.”Pantolonumu indirdi, sertliğimi eline aldı. Gözleri faltaşı gibi açıldı. “Böyle mi… bu kadar büyük?” diye mırıldandı. Yavaşça üstüne oturdu, kendini indirdi. İlk santimde inledi, “Ah… yavaş…” Ama durmadı. Tamamen içime aldıktan sonra kalçalarını oynatmaya başladı. Türbanı hâlâ başındaydı, sadece birkaç tel saç yüzüne düşmüştü. O görüntü… hem masum, hem günahkâr… beni çıldırttı.Ritmi hızlandırdık. Ellerim kalçalarındaydı, sıkıca tutuyordum. “Daha derine… lütfen” diye inledi. “Beni doldur.” Tırnaklarımı sırtına geçirdim, o da boynumu ısırdı. Ter içinde, nefes nefese, defalarca aynı şeyi tekrarladık: “Bu son olsun… sadece hamile kalmak için…” Ama ikimiz de biliyorduk ki yalandı. Boşaldığım anda içimde sıcacık bir rahatlama hissettim. O da titreyerek üstüme yığıldı. “İnşallah tutar” diye dua eder gibi mırıldandı.İki gün boyunca durmadık. Her fırsatta, mutfakta, salonda, banyoda… Babam dönmeden önce son kez yattık. Bu sefer o sırtüstü uzandı, bacaklarını açtı. “Hepsini ver bana” dedi, gözleri yaşlı. İçine girerken inledi, “Oğlum… evet… böyle…” Kelimeler ağzından dökülürken hem utanç hem zevk vardı. Sertçe vurdum, her darbede memeleri sallanıyordu. Sonunda içime boşaldım, derinlere, en derine. O da aynı anda orgazm oldu, adımı fısıldayarak: “Emir… Allah’ım…”Bir ay sonra test pozitif çıktı. Ayşe ağlayarak bana sarıldı. “Başardık… hamileyim.” Babam sevinçten uçuyordu, herkese “mucize” diyordu. Ayşe ise bana bakarken gözleri parlıyordu. Gece babam uyuduğunda yanıma geldi, elimi karnına koydu. “Bu senin çocuğun” diye fısıldadı. “Ama kimse bilmeyecek. Sadece ikimiz.”Aradan aylar geçti. Karnı büyüdükçe bakışlarımız daha anlamlı hale geldi. Babam “oğlumuz” diye severken, Ayşe geceleri odama gelip “bir daha yapalım mı… bebek için değil, sadece bizim için” diyordu. Ve ben reddedemiyordum. Türbanı hâlâ başındaydı, ama altında bambaşka bir kadın yatıyordu artık.Bazen vicdan azabı çekiyorum. Bazen de… tarifsiz bir tatmin. Çünkü o çocuk sadece babamın değil, aynı zamanda benim de kanımdan. Ve Ayşe… o artık sadece üvey annem değil. O benim sırrım, benim günahım, benim her şeyim.

Yorumlar kapatıldı.